15 Ekim 2016 Cumartesi

MEME KANSERİ



MEME KANSERİNDEN DOĞRU BİLGİYLE KORUNUN

Kadınlarda en sık görülen kanserlerin birinci sırasında yer alan meme kanserinden erken tanıyla tamamen iyileşmek mümkün. Bu nedenle kadınların meme kanseri konusunda bilgilenmesi hayati önem taşımaktadır.
Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türü. İleri evrelere ulaştığında yaşamı tehdit eden meme kanserinde erken tanı sayesinde tamamen iyileşmek mümkündür. Bayındır Sağlık Grubu Kavaklıdere Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hüseyin Altınyollar, yaptırılması gereken testler, meme kanserinden korunmak için alınabilecek önlemler ve tedavi adımları konularında bilgi verdi.

ERKEN TANI HAYAT KURTARIR

Meme kanseri; memenin süt bezlerinde ve üretilen sütü meme başına taşıyan kanalları döşeyen hücreler arasında, çeşitli etkenler sonucu kontrolsüz şekilde çoğalan ve başka organlara yayılma potansiyeli taşıyan hücrelerden meydana gelen tümöral oluşumdur. Meme kanseri ne kadar erken teşhis edilirse diğer organlara ve lenf bezlerine yayılma olasılığı o kadar az olmaktadır ve tedavide daha başarılı sonuçlar alınmaktadır. 20 yaşında ilk meme muayenesi yapılarak kendi kendine meme muayenesi öğretilir, daha sonra 1-3 yılda bir, 40 yaşından sonra her yıl doktor tarafından meme muayenesi yapılır. Kadının taşıdığı risk faktörlerine göre muayene sıklığı değişebilir.

KENDİ KENDİNE MUAYENE

Kadınların belli aralıklarla memelerini kontrol etmeleri, meme kanserini ileri aşamalara ulaşmadan fark etmenin ilk adımını oluşturmaktadır. Her kadın, doktorundan bu muayeneyi öğrenerek, kendini ayda bir kez muayene etmeli. Bu muayene, adet bitişinden 5-7 gün sonra yani hormon etkisinin en az olduğu dönemde yapılmalıdır. Elle muayene sırasında,  aşağıdaki belirtilerden en az biri varsa vakit geçirmeden uzmana başvurulması gerekir:
·         Memede veya koltukaltında ele gelen kitle (sertlik, şişlik)
·          Meme başından akıntı (tek kanaldan kanlı veya şeffaf renkli)
·          Meme başında içe doğru çekilme, çökme veya şekil bozukluğu
·          Meme başı derisinde değişiklikler (soyulma, kabuklanma)
·          Meme cildinde yara veya kızarıklık
·          Meme cildinde ödem, şişlik ve içe doğru çekintiler olması (portakal kabuğu görünümü)
·         Memede büyüme, şekil bozukluğu veya asimetri ya da renginde değişiklik (kızarıklık vs.)

MUAYENEDEN KAÇINMAYIN

Meme kanseri teşhisinde geç kalmamak için öncelikle konunun uzmanı genel cerrahi uzmanı tarafından dikkatli bir meme muayenesi ve sistemik muayene yapılması gerekir. Daha sonra gerekli mamografi, meme ultrasonografisi, meme MR’ı gibi görüntüleme yöntemlerine başvurulmalı. Şüpheli bir lezyon tespit edildiğinde, bir miktar doku örneği alınarak (biyopsi) patolojik incelemesi yapılır. Doku örneği ince veya kalın iğne ile veya açık olarak tümör görülerek alınabilir. Eğer elle muayenede tespit edilemeyen bir şüpheli lezyon varsa, önce görüntüleme yöntemleri (mamografi, ultrason veya MR) ile ince tel yerleştirilerek işaretlenir, sonra doku örneği alınır. İşaretleme, radyoaktif madde ile de yapılabilir. 

TEDAVİ ADIMLARI

Meme kanserinde tedavi adımlarında cerrahi tedavi, kemoterapi, hedefe yönelik tedaviler ve radyoterapi yer alır. Cerrahi tedavide, memedeki tümörü tamamen çıkarmak ve koltuk altı lenf nodlarının durumunu belirlemek, eğer yayılım mevcutsa bu lenf nodlarını çıkarmak amaçlanır. Cerrahi tedavide, hastanın koşullarına göre, meme dokusunun tamamına yakın kısmının çıkarıldığı mastektomi ya da sadece kanserli dokunun alındığı meme koruyucu cerrahi uygulanır. Koltuk altı lenf nodu diseksiyonunun olası problemlerinden (kol ödemi ve ağrıları, hareket kısıtlılığı vs.) kaçınmak veya en aza indirmek için ise Sentinel lenf nodu biyopsisi uygulanır. Sentinel lenf nodu, bir tümörün lenf akımının ilk gittiği lenf nodulü olduğu için bu nodül çıkartılır ve patolog dokuyu mikroskopla inceler. Kanser yoksa daha fazla lenf nodunun çıkarılmasına gerek olmadığı anlaşılır.
Vücudun herhangi bir yerindeki kanser hücrelerini yok etmek amaçlı ilaç ile yapılan tedaviye ise sistemik tedavi denmektedir. Kemoterapi, hormon tedavisi ve hedefe yönelik tedaviler bu grupta yer alır. Hastaların hem sistemik hem de lokal tedaviye gereksinimi olabilir. Kemoterapi; damardan veya ağızdan verilen ilaçlarla kanser hücrelerinin öldürülmesini ifade eder. Hormon tedavisinde ise; hormonların kanser hücrelerinin çoğalmasını sağlayan etkilerini yok etmek amacıyla, hormonların çalışmasını bozan, üretimini azaltan veya hormon salgılayan bezleri çalışmaz hale getiren ilaçlar verilir.
Hastalar, ameliyat sonrası adjuvan tedavi olarak sadece kemoterapi veya sadece radyoterapi veya hem kemoterapi hem radyoterapi veya sadece hormon tedavisi alabilir. Bazen, çok erken evrede olan hastalarda ameliyat sonrası adjuvan tedavi gerekmeyebilir.

SONUÇLAR BAŞARILI

Meme kanserinin tedavisinde son yıllarda bulunan ve kullanılmaya başlanan kemoterapi ve hormonoterapi ilaçları başarılı sonuçlar vermektedir. Tümör hücresini hedef alan ilaçlara da her gün yenileri eklenmektedir.
Radyoterapi, cerrahi tedaviyi tamamlamak amacıyla lokal ve bölgesel yinelemeleri önlemek için uygulanmaktadır. Özellikle memenin tamamının alındığı, büyük tümörü olan veya koltukaltında çok sayıda lenf bezi tutulumu olan hastalara ya da sadece tümörün alındığı meme koruyucu cerrahi uygulanan hastalara verilmektedir.

RİSKİ ARTTIRAN FAKTÖRLER

Meme kanseri riskini artıran faktörler şunlardır:
·        Birinci risk faktörü kadın olmaktır. Meme kanseri en sık kadınlarda görülmektedir. Erkeklerde görülme oranı kadınların yüzde 1’i kadardır.
·          Hastaların çoğunluğu 50 yaş üzerinde olup yaşla birlikte sıklığı da artmaktadır. 35 yaş ve altında rastlanma sıklığı daha azdır. 2000-2004 yılları arasındaki Amerikalı kadınlardaki meme kanseri insidansı 30-34 yaş grubunda 100 binde 25 iken, 45-49 yaş grubunda 100 binde 190'a ve 70-74 yaş grubunda ise 100 binde 455'e yükselmektedir.
·            Kişinin özellikle anne tarafından birinci derece akrabasında (anne, teyze, anneanne) meme kanseri hikayesi olması önemli bir risk faktörü kabul edilmektedir.
·         Ancak meme kanserlerinin yüzde 5-10’u kalıtsaldır.
·          Östrojen hormonuna çok maruz kalmak da riski artırmaktadır: Erken adet görme, geç menopoz, doğum kontrol ve menopoz için verilen hormon hapları gibi...
·         Kürtaj ya da düşük nedeniyle doğum yapamadan gebeliklerin sonlanmasının meme kanseri riskini artırdığı da belirtilmektedir.
·         Yalnız östrojen içeren menopoz ilaçları riski artırmaktadır.
·         Çocukluk çağında başka nedenlerle göğüs bölgesine ışın alma, şişmanlık, alkol kullanımı, düzenli egzersiz yapmama meme kanseri riskini artırmaktadır. 

Doğum kontrol hapı kullanımı: Çalışmalar; doğum kontrol ilacı kullananlarda meme kanseri riskinin hafif arttığını göstermekle beraber, bu risk ilaç kesilince azalmaya başlar ve ilacın kesilmesinden 10 yıl sonra kullanmayanlarla eşitlenir. Bu ilaçları kullanma kararını, diğer risk faktörlerinizi göz önüne alarak doktorunuzla beraber vermeniz daha doğru olacaktır.

Menopoz sonrası hormon tedavisi: Menopoz sonrası hormon tedavisi veya hormon replasman tedavisi (HRT); uzun yıllardır menopozda ortaya çıkan belirtilerin giderilmesi ve osteoporozun (kemik erimesi) önlenmesi amacıyla kullanılmaktadır. Hormon replasman tedavisi iki şekilde uygulanır. Uterusu (rahmi) olanlarda genellikle östrojen ve progesteron içeren ilaçlar (kombine tedavi) kullanılır. Östrojen tek başına rahim kanseri riskini arttırdığından, bu riski azaltmak için progesteron eklenir. Ameliyatla rahmi alınanlarda ise sadece östrojen uygulanabilir.
Çalışmalar; uzun süre östrojen ve progesteronun kombine kullanımının meme kanseri riskini arttırdığını göstermektedir. Bu risk, artışı ilacı halen kullanmakta olanlar veya kullanımını yeni bırakmış olanlarda görülmektedir, ilaç kullanımını kestikten beş yıl sonra risk normale dönmektedir.
Östrojenin tek başına kullanımının, meme kanseri riskini anlamlı şekilde arttırmadığı görülmüştür. Bununla beraber bazı çalışmalar, 10 yıl ve üzeri kullanımda, yumurtalık ve meme kanseri riskinde artışa yol açtığını ileri sürmektedir.
Eğer menopoz sonrası hormon tedavisine karar verilirse, en uygun olanı, mümkün olan en küçük dozda ve kısa süreli kullanılmasıdır.

Emzirme: Emzirmenin, özellikle 1.5 ila 2 yıl gibi uzun süreli olduğunda, meme kanseri riskini azalttığını bildiren çalışmalar vardır. Burada koruyucu etki; ilk adet yaşı geç, menopoz yaşı erken olanlarda olduğu gibi yaşam boyu adet dönemlerinin sayıca azalması sonucu ortaya çıkar.

Alkol tüketimi: Alkol alımı meme kanseri riskini arttırır. Risk alınan alkol miktarıyla ilişkili olarak artar. Günde bir kadeh düzenli alkol alanlarda çok az risk artışı mevcutken, günde 2-5 kadeh içenlerde içmeyenlere göre risk 1.5 kat artmıştır. Alkolün bu etkisini östrojen salgılanmasını artırarak veya östrojenin metabolik yıkılımını azaltarak yaptığı düşünülmektedir. Amerikan Kanser Kurumu, kadınların alkolü günde bir kadehten daha fazla tüketmemelerini önermektedir.

Fizik aktivite azlığı: Düzenli yapılan egzersizin, meme kanseri riskini azalttığına dair kanıtlar artmaktadır. Burada merak edilen, ne kadar egzersiz yapılması gerektiğidir. Yapılan bir çalışmada; haftada bir saat 15 dakika ile iki saat 30 dakikalık tempolu yürüyüşün meme kanseri riskini yüzde 18 azalttığı gösterilmiştir. Haftada 10 saatlik yürüyüşle, bu azalış bir miktar artmaktadır. Amerikan Kanser Kurumu, bu amaçla günde 45-65 dakika olmak üzere haftada 5 gün veya daha fazla egzersiz önermektedir.

Fazla kilo ve obezite: Fazla kilolu olmak, özellikle yetişkinlikte alınan fazla kilolar, meme kanseri riskini arttırmaktadır. Menopoza kadar olan dönemde, östrojenin büyük çoğunluğu yumurtalıklarda üretilirken, yağ dokusu çok az östrojen üretir. Menopoz sonrasında ise yumurtalıklardan östrojen üretimi durur ve yağ dokusu bu hormon için ana kaynak olur. Fazla yağ dokusu demek, daha yüksek östrojen seviyesi ve daha fazla meme kanseri riski demektir.
Fazla kilo ve meme kanseri arasındaki ilişki karmaşıktır. Erişkin dönemde alınan kilolar meme kanseri riskini arttırırken, çocukluk çağından beri fazla kilolu olanlarda risk artışı yoktur. Fazla yağ dokusunun bel çevresinde birikmesi, kalça ve uylukta birikmesine göre riski daha fazla arttırır. Amerikan Kanser Kurumu hayat boyu ideal kilonun korunmasını önermektedir.
Pasif içicilik ve meme kanseri riski ile ilgili çalışmaların sonuçları tartışmalı olsa da en azından aktif sigara içmenin meme kanseri riskini arttırdığı gösterilememiştir.
California Çevre Koruma Kurumu, 2005'te yayınlanan raporunda; pasif içicilik ile meme kanseri arasında, özellikle menopoz öncesi genç kadınlarda tutarlı bir nedensel ilişki olduğu sonucuna varmıştır. Birleşik Devletler Genel Cerrahları, sigara dumanına istem dışı maruziyetin, sağlık sonuçlarıyla ilgili raporlarında, bu ilişkinin anlamlı olmasına rağmen yeterli kanıt olmadığını bildirmiştir.



RİSKİ AZALTMAK ELİNİZDE

Hiç doğurmamış olmak veya ileri yaşta doğum yapmak: Hiç çocuk doğurmamış olmak veya ilk doğumunu 30 yaşından sonra yapmak meme kanseri riskini hafif arttırır. Çok sayıda gebelik veya genç yaşta gebelik ise meme kanseri riskini azaltır. Hamileliğin, kişinin hayat boyu toplam adet dönemi sayısını azaltarak koruyucu etki yaptığı bildirilmektedir.

ETKİSİ İSPATLANMAMIŞ VEYA TARTIŞMALI FAKTÖRLER

Yüksek yağ oranı içeren diyet: Diyetteki yağ miktarının yüksek olması ile meme kanseri riski arasındaki ilişki henüz net olarak ortaya konulamadı. Birçok çalışma; diyetteki total, doymuş ve doymamış yağ oranlarının düşük olduğu toplumlarda, meme kanseri sıklığının daha az olduğunu göstermiştir. Bununla beraber ABD'de yapılan çalışmalarda, yüksek yağ oranı ile beslenme ve meme kanseri arasında ilişki bulunamamıştır. Araştırmacılar bu durumu açıklayamadı. Farklı ülkelerde meme kanseri ve diyet ile ilgili çalışmalar; genetik, fizik aktivite ve başka besinlerin kullanımı gibi meme kanseri riskini etkileyebilecek faktörlerin varlığını karmaşık hale getirmektedir. Amerikan Kanser Kurumu, günde beş veya daha fazla porsiyon meyve ve sebze, bol lifli besinler ile beslenmeyi; yağ, işlenmiş besinler ve kırmızı etin az olduğu diyetleri önermektedir.

Ter önleyiciler: Koltukaltı ter önleyicilerde bulunan kimyasalların, ciltten emilerek lenfatiklerle etkileştiği ve toksinlerin memede birikmesine ve meme kanserine yol açtığı ileri sürülmektedir. Ancak bunu destekleyecek yeterli veri ve laboratuvar çalışması henüz mevcut değildir.

Kürtaj: Kürtaj veya düşüğün meme kanseri riski üzerine etkisi olmadığı birçok çalışmada gösterilmiştir.

Meme protezleri: Birçok çalışma, meme protezlerinin meme kanseri riskini arttırmadığını göstermektedir. Bununla beraber memede protez bulunması, standart mamografi incelemesinde meme dokusunun görülmesini zorlaştırmaktadır. Bu sıkıntı, değişik teknikler (meme MR’ı gibi) kullanılarak alınan görüntülerle giderilebilmektedir.

Sütyen: İnternette dolaşan e-posta dedikodularına göre, sütyen kullanımının lenfatik akımı bozarak meme kanserine yol açtığı ileri sürülmektedir. Ancak bunu destekleyecek bilimsel ve klinik veri bulunmamaktadır.

Kimyasallar: Çevresel etkilerin meme kanseri riski ile ilişkisi birçok çalışmada incelendi ve çalışmalar halen devam etmektedir. Bu anlamda en çok ilgi, teorik olarak meme kanseri riskini arttırma ihtimali olan, östrojen benzeri etki gösteren bileşikler üzerine yoğunlaşmaktadır. Örnek olarak; bazı plastikler, kozmetikler ve kişisel bakım ürünleri, haşere ilaçları, kalıcı organik kirleticilerden olan poliklorlu bifenil (PCB) buna benzer etki göstermektedir. Bu konu toplumda geniş yankı uyandırmasına rağmen, araştırmalar, bu maddelere maruziyet ve meme kanseri riski arasında bir bağlantı bulamamıştır.

Sigara: Araştırmaların çoğunluğu, sigara ve meme kanseri arasında bir bağlantı saptayamamıştır. Bununla beraber, az sayıda çalışmada, sigaranın meme kanseri riskini arttırdığı görülmüşse de, bu ilişki tartışmalıdır. Pasif içiciliğin meme kanseri ile ilişkisi araştırılmaktadır. Hem aktif sigara içmek, hem de pasif içicilik, yüksek miktarda kimyasal içermektedir ve bu kimyasalların deney hayvanlarında meme kanserine yol açtığı gösterilmiştir. Sigara dumanındaki kimyasal maddeler, meme dokusuna ve hatta süte geçmektedir.

Gece çalışması: Bazı araştırmalarda, gece çalışan kadınlarda, meme kanseri riskinin daha fazla olduğu bildirilmiştir. Araştırmacılar, bu etkinin melatonin düzeyindeki değişiklik sonucu olabileceğini düşünmektedir. Melatonin salgılanması, vücudun ışığa maruziyetiyle etkilenen bir hormondur ve bununla ilgili çalışmalar devam etmektedir. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder