16 Ağustos 2016 Salı

KOLESTEROL




Yapı taşı mı, sinsi tehlike mi?
Doğrudan hastalığı çağrıştıran kolesterolün aslında vücudumuz için çok hayati görevleri bulunmaktadır. Bu önemi nedeniyle kolesterolün büyük bölümünü vücut kendi kendine üretmektedir. Buna karşın kandaki kolesterol değerinin yükselmesi, başta kalp damar hastalıkları olmak üzere insan sağlığı için önemli bir risk faktörü olmaktadır. Ancak, hayat tarzında yapılacak değişikliklerle kolesterol değerinin tehlikeli seviyelere çıkması önlenebilmektedir. Bayındır Hastanesi Söğütözü’nden Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Sabri Sayınalp, kolesterol hakkındaki merak edilen sorulara açıklık getirdi.

Kolesterol nedir ve vücutta nasıl bir fonksiyona sahiptir?
Kolesterol, vücutta en çok hücre zarında bulunan, ayrıca plazmada (kanın sıvı kısmı) da taşınan yağ yapısında bir maddedir. Bitkilerde de daha düşük miktarlarda bulunan kolesterol, hücre zarlarının yapımı ve yenilenmesi ile yağların sindirimine yarayan safranın üretiminde kullanılmaktadır. Ayrıca yağda çözünen A, D, E ve K vitaminlerinin metabolizmasında da rolü bulunmaktadır. Kortizol, aldosteron, testosteron, östrojen, progesteron hormonlarının sentezlerinde de yer alan kolesterolün, sinir hücreleri ve bağışıklık hücrelerinde de görevleri vardır.

Kolesterol sadece besinlerle mi alınır?
Kolesterol, özellikle hayvansal gıdalarda bulunsa da, çoğu, vücut tarafından üretilmektedir. Günlük üretimin yüzde 20-25’i karaciğerde gerçekleşmektedir. Ayrıca ince bağırsakta, adrenal bezlerinda ve üreme organlarında, diğer dokulara kıyasla daha yüksek seviyelerde sentezlenmektedir. Vücutta günlük dahili üretilen miktar bir gram, dışarıdan besin yoluyla alınan miktar ise 200-300 miligram olmaktadır.

İyi huylu ve kötü huylu kolesterol ayrımı nasıl yapılıyor?
Lipoproteinler, protein ve lipidlerden oluşan biyokimyasal bileşimlerdir. Lipoproteinler; suda çözünürlüğü düşük olan lipid moleküllerini kan yoluyla vücudumuzun her noktasına taşırlar. Tıpta en yaygın olarak kullanılan gruplandırma, lipoproteinlerin yoğunluğuna göre yapılmaktadır. Buna göre, en az yoğun olandan en yoğun olana doğru; şilomikronlar, çok düşük yoğunluklu lipoproteinler (VLDL), ara yoğunluklu lipoproteinler (IDL), düşük yoğunluklu lipoproteinler (LDL) ve yüksek yoğunluklu lipoproteinler (HDL) olarak sınıflandırılabilir. LDL, karaciğerden diğer dokulara kolesterol taşır ve ‘kötü kolesterol’ diye de adlandırılmaktadır. Kandaki LDL miktarının yüksek olması bu
lipoproteinlerin arter damarlarının çeperlerinde birikmesine yol açar. Bu birikim aterosklerozun ilk aşamasını oluşturur. HDL ise diğer dokulardan kolesterol toplayıp karaciğere getirmekle görevlidir. Kolesterolün vücuttan atılması anlamına gelen bu görevi nedeniyle de ‘iyi kolesterol’ olarak da adlandırılır.

Yüksek kolesterol belirti verir mi?
Genellikle belirti vermemektedir; ancak doktor muayenesi sırasında karaciğer ve dalak büyümesi, deri altı ve göz çevresinde yağ birikmesi, kas tendonları üzerinde yağ nodülleri saptanabilmektedir. Damar çeperlerinde yağ birikimi ise görüntüleme teknikleriyle belirlenebilmektedir. Zaman içinde damar tıkanıklığı oluşursa buna bağlı olarak kalp krizi, felç, kangren gibi akut hastalıklara bağlı belirtiler gelişebilmektedir.

Kimler kolesterol ölçümü yaptırmalı?
20-55 yaşları arasındaki herkes beş yılda bir, 55-65 yaşları arasındakiler 1-2 yılda bir, 65 yaşından büyükler yılda bir ölçüm yaptırmalı. Bilinen koroner arter hastalığı olanlar ya da koroner arter hastalığı risk faktörleri olanların ise doktor kontrollerini artırmaları gerekmektedir.

Yüksek kolesterol başka hastalıkların habercisi olabilir mi?

Kolesterol yüksekliği damar sertliğine yol açar; bu nedenle damarlarla ilgili her türlü hastalığa neden olabilir: Kalp damar hastalıkları, kalp yetmezliği, inme, bacak damarlarında tıkanma ile seyreden periferik arter hastalıkları bunların başında gelmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder