18 Ağustos 2016 Perşembe

DEPRESYON




POPÜLER KÜLTÜRÜN HASTALIĞI

Günümüzde dünyada en fazla yeti kaybı oluşturan hastalıklar arasında dördüncü sırada olan depresyon, iyi tedavi edilmediğinde alkol-madde bağımlılığına, başka ruhsal bozukluklara ve bedensel hastalıklara zemin hazırlıyor. Bayındır Söğütözü Hastanesi Psikiyatrist Prof. Dr. Fuat Özgen, ‘popüler kültürün hastalığı’ olarak tanımlanan, üzerinde çok konuşulan ancak yeterince bilgi sahibi olunmayan depresyonu anlattı.

Depresyon nedir?
‘Depresyon’, aslında bir ruh halini tanımlayan sözcük. Bir kişi için ‘depresyonda’ denildiğinde, bir çeşit ruhsal çökkünlük halinde olduğu anlaşılıyor. Gündelik yaşamda herkes zaman zaman kendini moralsiz, üzgün, mutsuz hatta karamsar hissedebiliyor. Ancak depresyon hastalığının gündelik olağan moral bozukluğu veya demoralizasyondan farkları var; depresyondaki kişi, düşünce olarak durumuyla ilgili ümitsiz, çaresiz ve karamsarlık içinde oluyor. Kendini bu durum içinde yetersiz ve değersiz algılıyor. Hatta intiharı çözüm olarak görüyor, davranış olarak kendini toplumdan soyutluyor. Bu kişiler ayrıca içine kapanıyor, giderek durgunlaşıyor, hiçbir şeyden zevk alamıyor. Bedensel olarak uykusu ve iştahı bozuluyor. İyi tedavi edilmemiş depresyon; alkol-madde bağımlılığına, başka ruhsal bozukluklara ve bedensel hastalıklara zemin hazırlıyor. Diyabet, kalp hastalıkları gibi hastalıkların gidişini kötüleştirip ölüm riskini de arttırabiliyor. Bu kişiler mutsuzluk, yetersizlik gibi duygularını bedensel yakınmalarla ifade ediyorlar. Psikiyatri literatüründe bu tür hastalar, ‘maskeli depresyonda’ olarak da nitelendiriliyor.

Klinik belirtileri nelerdir?
Klinik depresyonun temelinde, hoş olmayan duygudurum, umutsuzluk, karamsarlık, ilgi ve zevk azlığı vardır. Bu hastalar derin bir üzüntü yaşıyor. Gelecekleri ve yaşadıkları ile ilgili olarak hep kötümser düşünüyorlar. Hastada depresif duygudurum ile birlikte farklı etkinlik ve sorumluluklara karşı ilgi kaybı izleniyor. Olağan etkinliklerden, iş, özel zevkler, bireysel ilişkiler, cinsel aktivite de dahil olmak üzere hiçbir şeyden zevk almıyorlar. Bazı olgularda önde gelen belirti ‘bunaltı’ olabiliyor. Anksiyete (bunaltı, kaygı) düzeyi çok artabiliyor, ajitasyon (huzursuzluk) gösterebiliyorlar. Genel olarak ilgileri azalıyor. Umutsuzluk ve çaresizlik duyguları o kadar yoğun olabiliyor ki; düştükleri bu durumdan hiçbir şekilde kurtulamayacaklarını düşünebiliyorlar. Depresif hastalar, basit günlük aktiviteleri bile yapmakta güçlük çekiyorlar. İş, aile, para ve kendi sağlıkları ile aşırı biçimde kafaları meşgul oluyor. Bu hastaların, enerji düzeyi azalıyor. Bazı olgularda önde gelen belirti fiziksel (somatik) olabiliyor. Bu durumda tepkisel davranıyorlar. Ayrıca umutsuzluk, kötümserlik, benlik saygısında düşme ve suçluluk duyguları; intihar düşünce ve eylemlerini uyarıyor. Düşünce içeriğinde, geçmiş olaylar önemli bir yer tutuyor. Yoğun anksiyete belirtilerinin, depresyon olgularında intihar girişimleri için belirleyici bir etken olduğu ileri sürülüyor. İntihar düşünceleri ve girişimleri depresyonun önemli belirtilerinden biri. Depresif olguların çoğunda duygudurum değişiklikleri ile birlikte iştah ve kilo kaybı görülüyor. Uyku bozukluğu, depresyonun çok sık karşılaşılan bir belirti. Dalgınlık ve unutkanlık da belirtiler arasında olabiliyor. Bazen ağır olgularda, hastanın aklından geçenlerle dış dünyada olanlar birbirine karıştırılabiliyor.

Depresyon tekrarlar mı?
Depresyon yineleyici bir hastalık. Daha önce yaşanmış olması tekrarlama olasılığını arttırıyor. Depresyonda yineleme için risk etkenleri şunlardır:

• Daha önceki depresyondan kalıntı belirtilerin varlığı
• Aile öyküsü olması
• Daha önce geçirilmiş depresyonda, anksiyete ve madde kullanımının olması
• Depresyonun 60 yaş üzerinde başlaması





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder