29 Nisan 2016 Cuma



KOKU BOZUKLUĞU NEYİN HABERCİSİ?

Kızarmış ekmek… Yağmurdan sonra toprak… Yeni çekilmiş kahve… Fırından yeni çıkmış kek… Ya kokularını duymasaydık, yine de aynı şekilde algılayabilir miydik onları? Aynı şeyleri hissettirebilirler miydi bize? Kimi zaman sadece duyduğumuz bir kokuyla bile bir anılarımız canlanırken, ya koku alamasaydık neler olurdu?
Koku duyusu, günlük hayatın içinde üzerine çok düşünülmese de eksikliği önemli sonuçlar doğurabiliyor. Koku almayla ilgili sorunlar, koku moleküllerinin burun içindeki koku bölgesine ulaşamamasına, ya da oraya ulaşsa bile beyindeki koku merkezine gidememesine veya gerekli dönüşümü sağlayamamasına bağlı bir olarak görülebilmektedir. Koku bozukluğunun hangi durumlarda oluşabileceğini, tanı ve tedavisinde hangi yöntemlerin kullanıldığını Bayındır Hastanesi İçerenköy’den Dr. Ethem Şahin anlattı.

İki tip bozukluk var
Dr. Ethem Şahin, iki tip koku bozukluğu olduğunu söylüyor. İletim tipi koku bozukluğu, koku moleküllerinin burundaki koku epiteli denen bölgeye ulaşamamasına bağlı olarak gelişiyor. Bu tablo; nezle, akut sinüzit, burun kemiği eğriliği, alerjik rinit, nazal polip gibi durumlarda görülüyor. Sinirsel tip koku bozukluğunda ise koku molekülleri koku bölgesine ulaşsa da buradan beyne iletilmesinde sorun yaşanıyor ve çoğunlukla Alzheimer, Parkinson, Multipl Skleroz gibi nörolojik hastalıklarla beraber görülüyor.
Koku alamama şikayeti ile gelen hastaya öncelikle tam bir KBB (kulak-burun-boğaz) muayenesi yapılması gerekiyor. Bu klinik değerlendirme ile; eşlik eden bir üst solunum yolu enfeksiyonunun varlığı, sorunun ne zaman başladığı, ilk kez mi yaşandığı, travma öyküsü, ilaç kullanma durumu olup olmadığı araştırıldıktan sonra, tanı koyma yolu izleniyor.

Kesin tanı için koku testi
Dr. Ethem Şahin, KBB ve baş boyun muayenesinden sonra hastaya son yıllarda kullanımı giderek artan koku testleri yapıldığını belirterek, “Böylece koku bozukluğu tam olarak ortaya konabiliyor, tedavi ve takibi de çok daha kolay oluyor” diyor. Dr. Ethem Şahin, koku bozukluğunun da aynı işitme ve görme muayenesi gibi laboratuvar ortamında incelenip, tedavisinin ona göre düzenlendiğini, bunun da en doğru seçenek olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürüyor: “Biz kendi kliniğimizdeki Koku Laboratuvarı’nda yaptığımız testlerle koku duyusunu, tanımlayıcı test, ayırt edici test ve eşik değerler olarak belirleyip hastadaki durumu ortaya koyuyoruz. Koku Laboratuvarında; Anosmi (hiç koku alamama), Hiposmi (koku almada azalma), Parosmi (farklı kokuları algılama) gibi sonuçları bu testler ile tespit edip, hastanın tedavisini ona göre planlıyoruz. Yine takiplerde de aynı testleri yapıp, somut ve objektif bir şekilde nasıl yol aldığımızı görebiliyoruz.”
Koku bozukluğunun ihmal edilmeyecek kadar önemli olduğunu ve birçok hastalığın da habercisi olabileceğini ifade eden Dr. Şahin, Bayındır Hastanesi İçerenköy’de bulunan Koku Laboratuvarı’nın İstanbul Anadolu yakasında hizmet veren ilk
Koku Laboratuvarı olduğunu ve her türlü koku bozukluğunun tanı ve tadavisinin burada yapılabildiğini söylüyor.

Koku duyusu geri kazanılıyor
Hastalarda gerekli tespitler yapıldıktan sonra tedavi aşamasına geliniyor. Hastada mevcut olan iletim tipi bir kayıp; yani burun kemik eğriliği, burun eti büyümesi, kronik sinüzit, burunda polip oluşumu gibi bir durum söz konusu ise cerrahi işlem planlanıyor. Burun endoskopik muayenesinde hiçbir sorun yoksa gerekli durumlarda santral (beyinsel) hastalıkları ekarte etmek için beyin MR’ı ya da CT’si çektirmek gerekebiliyor. Beyinsel bir hastalık da tespit edilmediyse, hastaya iki aya yakın süren ‘Koku Terapisi’ne başlanıyor ve düzenli aralıklarla hasta yeniden değerlendiriliyor. Koku Terapisi sırasında belli kokular hastaya belli zaman aralıklarıyla koklatılarak koku duyusunun yeniden kazanılması öğretiliyor.

Alzheimer ve Parkinson teşhisinde koku testi
Alzheimer ve Parkinson hastalarında ilk kaybolan duyulardan biri koku duyusu olduğu için son yıllarda koku testleri bu hastalıkların erken teşhisinde de kullanılıyor. Koku testleri bu tip hastalıklarda erken tanı imkanı verdiği için, tedaviye hemen başlanabilmesi açısından da büyük önem taşıyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder